Dertlerimiz, eksiklerimiz, sorunlarımız belli. Ve bunlar ne yazık ki eksilmiyor. Mevcutlara yenileri ekleniyor. Kentimizin aydınlarına da, sürekli artan sorunları anlamak, nedenleri üzerine tesbitler geliştirmek düşüyor.
Çoğu kez çok isabetli noktalara varılabiliyor. Ve hatta, bazıları üzerinde mutabık da kalınabiliyor. Ama, sorunlar ortadan kalkıyor mu? Hayır! O halde, neden?
Çünkü, görülüyor ki, sorunlar tartışılıyor, tartışılıyor. Ve çoğunlukla da tartışıldığıyla kalıyor. Sonra, 10-15 gün içinde, yeni bir konu, yeni bir tartışma. Neden? Neden toplumcak, bal yapmaz arılar gibiyiz? Neden, “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz“ atasözü bize aittir ama, biz sadece laf üretiriz de, iş yapamayız? Neden?
Işin doğrusu, burada sorunları tartışan, tespitler yapmaya çalışan “aydınların“ bir vebali, kabahati yok. Hatalı olan, kurduğumuz sistem. Hatalı olan, bazı kurumlarımızın olmayışı. Yani, sorunların giderilmesine yönelik stratejilerin üretileceği odakların olmaması.
Hastalığı teşhis kadar, bu teşhise uygun ilaçların ve tedavi yöntemlerinin de oluşturulması lazım. Ama ne yazık ki kentimizde ve ülkemizde eksik olan bu.
Strateji merkezleri, düşünce tankları, sivil toplum örgütleri. Bunlar eksik.
Gerçi, bu görevi görmesi beklenen, “odalar, işadamları dernekleri, sanayici dernekleri, girişimci dernekleri, vs“ var. Ama olanlar da, kendi varlık sebeplerini şaşırmış durumdalar ve ilgisiz alakasız işlerle meşguller.
Oysa, düşünce üretim merkezlerinde stratejiler oluşabilse. Bu stratejileri politikalara dönüştürüp uygulayacak kişiler de işlerini yapmak zorunda kalacak. Yani, siyasiler, politikacılar, karar vericiler, uygulayıcılar, vb...
Oysa, içinde bulunduğumuz durumda, değindiğimiz ara katman olmayınca, aydınların tüm söylediklerini çok net algılayabilmiş ve iyi niyetle bunları uygulama isteğinde ve hevesinde olan politikacıların kendiliğinden varolması gibi son derece iyimser bir seçenek kalıyor geriye. Bunun olamadığını da hep birlikte yaşıyor ve görüyoruz.
Burada aydınlara bir görev daha düşüyor. Tespit ettiği sorunların giderilmesine yönelik çerçeve kavramlar yerine, daha somut alternatifler dillendirmek. Çözüm önerileri üzerinde kafa yormak.
Yani, “malumun ilamını“ bırakmak. Zira, artık bu durum tespitleri sıkıcı olmaya başlıyor. Sürekli bir durum tespiti. Bir o açıdan, bir bu açıdan.
Artık İzmir’in güvenlik ve şiddet sorununun tespiti bitmiş olmalı. Hangi doğal kaynakla ısınacağımız. Limanımız. Spordaki sefaletimiz. Siyaset, kültür, ticaret. Aydınların bundan sonra yapması gereken, sorun tespitinden ziyade, çözüm önerilerini proje taslağı halinde ortaya koymalarıdır.
Yoksa, hiç de haketmedikleri bir Türk atasözünü akıllara getirmeye başlayacaklar; “Boş teneke çok tıngırdar!“